Firmalara hisse veya hisseye dönüştürebilir borç şeklinde uzun vadeli yatırım yapan, firmalara finansmandan başka yönetim, ilişki desteği de sağlayan ve farklı şirketlere yapılan yatırımlar sayesinde risklerini yayan fonların yaptıkları yatırımları Finansal Ortaklıklar altında değerlendiriyoruz. Hep birlikte Finansal Ortaklıklar olarak tanımladığımız "Risk Sermayesi" veya "Direkt Özsermaye" yatırımları dünyada en hızlı büyüyen finansman araçları olarak izleniyor. Halka arz veya bono ihracı gibi sermaye piyasaları araçlarının ve banka borcunun uygun şartlarla sağlanamadığı durumlarda kaynakların gelecek vaat eden şirketlere ve projelere aktarılmasında finansal ortaklıklar önemli rol oynuyor.
Risk Sermayesi - Direkt Özsermaye Şirketlerin veya projelerin içinde oldukları büyüme süreçleri ve finansman sebebi açısından incelendiğinde farklı aşamalarda şirketlere finansal ortaklık yatırımları yapılabiliyor. Çekirdek, başlangıç, erken aşama, gelişme, köprü ve yönetim değişimi finansmanı olarak sıralanan aşamalar Risk Sermayesi ile Direkt Özsermaye arasındaki farkı da ortaya koyuyor. Bu fark çoğu zaman çok belirgin olmasa da, henüz fikir, işletme planı, ürün geliştirme gibi çekirdek, başlangıç ve erken aşamalardaki kurulmuş veya kurulmakta olan teknoloji veya servis ağırlıklı şirketler Risk Sermayesi fonları tarafından finanse edilirken, Direkt Özsermaye fonları daha ileri aşamadaki şirketlere gelişme, köprü ve yönetim değişikliği finansmanları yapmakla ilgileniyor. Direkt Özsermaye fonları belli büyüklüklere ulaşmış (Türkiye’de kabaca 10 milyon doların üzeri ciro), faaliyet karlılıkları yüksek, hızlı büyümekte olan, önemli pazar payları ve önemli sektöre giriş engelleri yaratmış şirketleri tercih ediyorlar. Finansal sıkıntı nedeniyle faaliyetleri, büyümesi etkilenen veya finansman kaynaklarına ulaşamamaktan dolayı karlı projelerini gerçekleştiremeyen şirketler, finansal ortaklık sayesinde giren sermaye sayesinde değer yaratıyor ve bu değer şirket (dolayısıyla şirket sahipleri) ve fon arasında ileride paylaşılıyor.
Risk Ve Getiri Finansal ortaklıkları ucuz sermaye olarak değerlendirmemek gerek. Aksine fonlar yatırım yaptıkları şirketlerden, daha fazla risk nedeniyle, kredi veya borsada işlem gören hisselerden çok daha fazla getiri bekliyorlar. Yatırımcı için yüksek olan risk ise yatırım yapılan şirket açısından, kredilere kıyasla çok daha düşük kalıyor. Bankalar borç verdikleri şirketlerden belli takvime göre faiz ve anapara ödemeleri beklerken, fonlar şirketi böyle bir yükümlülüğe sokmuyorlar. Fonların beklentisi ise, 2–5 yıl gibi uzunca bir süre sonrasında şirketteki yatırımlarını borsaya açılarak veya bir stratejik yatırımcıya satarak nakde çevirmek. Tabii yeteri kadar nakit akımı yaratılmışsa, şirket ortaklarına geri satış da seyrek görülse de fonların çıkış yöntemlerinden birisi.
Fonların Yapısı Bankalar nasıl mevduat ve diğer fonları kredi olarak şirketlere sunan finansal aracılık görevi üstleniyorlarsa, finansal ortaklık fonları da yatırımcılar ile şirketler arasında bir aracılık görevi üstlenmektedirler. Yatırımcı, fon ve yatırım yapılan şirketler bu aracılığın üç önemli aktörüdür. Bu ilişkiyi ilk olarak tanımlayan Harvard Üniversitesi’nden William Sahlman, hem akademik hem de profesyonel bir literatür oluşmasına katkıda bulunmuştur.
Yatırımcı ile fon arasındaki ilişki fonun yapısı ve şartları ile düzenlenmektedir. Bu amaçla kurulan fonların en yaygın şekli limited ortaklık şeklinde kendini göstermektedir. Örneğin 50 milyon dolarlık bir fonu yönetmek için kurulan yönetim şirketi fonun asil ortağı olarak fona 1 milyon dolar yatırmakta, emeklilik fonları, sigorta şirketleri, zengin kişiler veya diğer fon yönetim şirketlerinden de fona limited ortak şeklinde 49 milyon dolar toplanmaktadır. Yönetim şirketi fonun senede yüzde 2 gibi bir yüzdesini yönetim ücreti olarak kullanmakta, ve fonun ileride kazanacağı (yüzde 10 gibi) belli bir yüzdenin üzerindeki getirisinden de yüzde 20 gibi bir başarı primi almaktadır. 50 milyon dolarlık fonu 4 sene sonunda yönetim ücretlerinden sonra örneğin 120 milyon dolar haline getiren yönetim şirketi kaba bir hesapla 4 sene boyunca 1’er milyondan toplam 4 milyon dolar yönetim ücreti, dört sene sonunda da (120 – 50 (1,1)4) x 0,2 = 9,3 milyon dolarlık bir başarı primi elde edecektir. Aynı zamanda kendi yatırdığı 1 milyon dolarlık sermaye de başarı primi çıktıktan sonra 2,2 milyon dolar olarak geri dönecektir. Dolayısıyla 1 milyon dolar sermaye yatırmış, fon şirketinin 4 yıldaki toplam kazancı yaklaşık 14,5 milyon dolar olacaktır. Yatırımcılar ise 4 yılsonunda paralarını iki mislinden fazla hale getirerek yılda yüzde 22’lik bir getiri elde etmiş olacaklardır. Limited ortaklık şeklinde kurulan fonlar limited ortak olan yatırımcılar ile asil ortak olan fon yöneticilerinin beklentilerini aynı doğrultuya getirmekte olan en ideal finansal ortaklık fon yönetim şeklidir. Bu yapı dahilinde fon yöneticisi hem kendi sermayesine getiri kazanmak, hem de yüksek başarı primi kazanmak ve en önemlisi ileride başka fonlara yatırımcıları çekebilmek için yönettiği fonun başarılı olmasına çalışacaktır. Bu yöntemin dışında, büyük şirketlere ait fonlar, halka açık fonlar da bulunsa limited ortaklıklar en yaygın fon yönetim şekli olarak karşımıza çıkıyor.
Kaynak: www.pdf.com.tr
|