Anasayfa
Favorilerime Ekle
KobiFinans'ı Öner
RSS
Detaylı Arama
17 Mayıs 2012 Perşembe
FORUM
ÜYE SORGULAMA
EĞİTİM MERKEZİ
Sektörler
Bilgi Merkezi
Dış Pazarlar
Uzmana Danışın
Eğitim Merkezi
Araçlar
Ana sayfa
Bilgi Merkezi
Yeni Girişim
Girişimcilik Özellikleri
"Risk Değil, Güven Yönetimi Yapıyoruz"
Bayilik ve Franchising
Dış Ticaret
e-Ticaret
Finansman
İnovasyon
İnsan Kaynakları
İş Gezisi Rehberi
İş Yaşamı
Kalite
Kişisel Gelişim
KOBİ Destekleri
Marka
Ofis Teknolojileri
Pazarlama
Risk Yönetimi
Satış
Vergi ve Muhasebe
Yeni Girişim
Yönetim
Bir Tartışmayı Sözsüz Kazanmanın Yolları
Malezya ve A4 Kağıdı İthalinde Dikkat !
İş Dünyasının En Önemli Yönetim Zaafı!
STK’lardan Dersler
Stratejide Sezgilere Yer Var mı?
Dikkat Çekecek Bir Özgeçmişi nasıl Hazırlarsınız?
KOBİ Yönetimleri "Rollerdeki Hızlı Değişimi" Farketmeli
Yeni Dünya-Yeni Motivasyon
Yeni Dünya-Yeni Motivasyon
Üç Kişilik İş Yapmak Zorundayız!
Yerli Web Adresleri
Türkiye Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeler, Serbest Meslek Mensupları ve Yöneticiler Vakfı
Küçük ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı
Girişimci Rehberi
Erol ONAR
Başarı Hala Tesadüf Değil
Günseli ÖZEN OCAKOĞLU
"Risk Değil, Güven Yönetimi Yapıyoruz"
Muhsin MARDİN
M.F.K. Kurucusu, Genel Müdürü
Bursa’da, çiftçi bir babanın oğlu, meslek lisesinden mezun olduktan sonra Renault fabrikasında çalışmaya başlar. Askerlik zamanı geldiğinde işe ara verir. Dönüşte babası oğluna atölye kurmak ister, bir türlü olmaz. Tekrar aynı fabrikada çalışmaya başlar. 6 ay sonra vardiya amiri olur. 24 yaşında 200 personelin sorumluluğunu alır. Projelerde Fransız mühendis ve teknisyenlerle birlikte çalışır. Başarılı, aktif bir genç olarak, konuşmaları takip ederek, yavaş yavaş Fransızca öğrenmeye başlar. Sonra, bir gelen işlere bakar, bir de kendi yaptıklarına: “Ben bu işi yaparım, hem de daha iyisini” der kendi kendine.
O dönemde iyi bir maaş alırken fabrikadan ayrılır, arabasını satar ve 1990 yılında kendi işini kurar. Ağır sanayinin ana yan sanayisi konumundaki makine, freze ve kalıp işi yapmaya başlar. Krizleri iş alanını çeşitlendirmenin bir fırsatı olarak değerlendirir. İlişkilerini verimli kullanır. Fransa, İngiltere, Almanya gibi birçok ülkeyle iş ilişkileri kurar. Yurtdışında adından “güven”le bahsedilen bir şirket haline gelir. Hem kendi işi hem de rakipleri için yatırımlar yapar. Sektöründe Türkiye’nin birçok ilkine imza atan M.F.K.’nın Kurucusu ve Genel Müdür’ü Muhsin Mardin, “piyasadaki boşluğu doldurma” iddiasıyla çıktığı yolda yaşadıklarını ve yarattığı farkı KobiFinans’a anlattı.
Kendi işinizi kurma sürecinizden, yatırımlarınızdan bahseder misiniz?
Yatırımım yoktu. Renault marka bir arabam vardı, onu sattım. Gidip bir kalıp press makinesi aldım, onu ödedim, sonra bir tane daha aldım. Renault’da çalıştığım dönemde kendi çapımda bir çevre edinmiştim. Onlardan destek aldım, bana tüyolar verdiler. Ben de onların güvenini sarsmamak için elimden gelen her şeyi yaptım. Bugün bile benim kimden, ne işi aldığımı herkes bilir. Örneğin şu anda bende Toyota’nın da işi var, Ereğli Demir Çelik Fabrikası’nın da… Alanımızla ilgili çeşitli işlerde faaliyet gösteriyoruz. ‘Ben sadece bunu yaparım, başkasına yanaşmam’ deme şansınız yok. Örneğin bir dönem Türkiye’de otomotiv ciddi krizdeydi. O dönemde havacılık hızlıydı, onlarla iletişime geçtik. Demir çelik fabrikalarına da yeni sistemler ürettik. Herkes uyuyorken biz durmadan yatırım yapmaya devam ettik.
Profesyonel iş yaşamınızın size ne tür katkıları oldu?
Renault gibi çok büyük bir camiada çalıştım. Çok önemli insanlarla tanışma, birlikte çalışma fırsatım oldu. Bu sayede kendime yetecek kadar İngilizce ve Fransızca biliyorum. Babam bana atölye açmış olsaydı belki de Bursa’da küçük bir atölye olarak kalacaktım. Renault’da çalıştığım dönemde gelen işleri çok iyi inceledim, gözlemledim. Bizim işimizde en küçük iş dahi beceri ister.
Bugün için de aynı şey geçerli mi?
Beceri açısından geçerli ama özellikle tasarım programlarının çıkmasıyla işler çok kolaylaştı. Daha önce 24 saatimizi alan bir kalıp işi artık yarım saatte tamamlanıyor. Teknoloji çok hızlı gelişiyor. Biz de bu hıza ayak uydurmak ve yetişmek durumundayız. Uzmanlıklar çok çeşitlendi ve derinleşti. Firmaların da ulaşması gereken çıta aynı şekilde çok yükseldi.
Bu çıtaya ulaşmak için nasıl çalıştınız?
Öncelikle kendimize güvendik. Kendine güvenen şirket işini de iyi yapar. İyi bir maaşla çalışıyorken birden işi bıraktım ve kendi şirketimi kurmak istediğimi söyledim. Herkes “Ne yapıyorsun sen, maaşın da çok iyi, deli misin?” dedi. Ama bir iddia ile yola çıktım ve piyasadaki boşluğu doldurdum.
Faaliyet gösterdiğiniz alan Türkiye’de nispeten yeni. Süreç nasıl işliyor?
Eskiden ağır sanayi firmaları projeleri kendileri yapıyordu. Üretime sonra geçiliyordu. Bu süreç 1–2 yılı buluyordu. Bugün artık öyle değil. Projeyi de biz yapıyoruz ve artık süreç 6 aya kadar düştü. Yurtdışından işin gelmesi, projenin hazırlanması, yazışmalar, her şey… Şirketler artık yalnızca otomobilin modelini yapıyor. Ona uygun projeyi biz geliştiriyoruz. Yanlarıyla tavanının birleştirilmesi, kalıpların çıkarılması vb. Biz burada saatte 60 otomobil yapıyoruz.
O halde yeni olmasının yanında hızlı gelişen bir sektör olduğunu da söyleyebilir miyiz?
Gelişim çok hızlı gerçekleşiyor. Eskiden yurtdışında yaptırılan kalıp işlerini bugün biz burada yapabiliyoruz. Üstelik hem otomobil hem de havacılık alanlarında. Türkiye’de bu işleri yapabilen şirket sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Diğerleri yalnızca otomotiv sektörüne çalışıyor. M.F.K.’da ise havacılık alanındaki işlerimiz son 3-4 yılda otomotivin önüne geçmiş durumda. Bu da tabii yaptığımız yatırımlarla ilgili. Türkiye’de olmayan ölçüm sistemlerini ilk kez biz getirdik. Çok pahalı ve külfetli bir işti ama o makineyi aldıktan sonra 2,5 milyon euro’luk iş aldık. Çünkü bu altyapı Türkiye’deki birçok büyük fabrikada dahi yok.
Havacılık alanında neler yapıyorsunuz?
Havacılık alanındaki ilk işimizi Airbus ile yaptık. Renault’da çalıştığım dönemde edindiğim ilişkilerim üzerinden bu bağlantıyı kurduk. İlk başlarda doğal olarak Airbus’ın bazı endişeleri vardı. Ama yaptığımız işi gördüklerinde endişeleri ortadan kalktı. Havacılık alanında en önemli, en büyük müşterimiz Airbus. Yıllardır birlikte çok sayıda iş yaptık, yapmaya da devam ediyoruz. Bu işler arasında örneğin NATO’ya askeri bir uçak dahi var. Onun kalıpları Türkiye’de ilk kez yapıldı. Hatta aynı projenin bir kısmını Hollanda’ya verdik. Şimdi de Boeing uçaklarının kapılarının açıldığı ve kapandığı kirişleri yapmaya başlıyoruz. Bunu yapabilmek için Amerika’dan parça getirttik. Bu işi Türkiye de yapabilecek tek biz değiliz. Ama biz işin kokusunu, mantığını aldık. Otomobilin mantığını Renault’da, uçağın mantığını da Airbus’ta öğrendik.
Otomobil ve uçakların ne tür işlerini yapıyorsunuz?
Eskiden tasarı, model, proje vb. birçok işler merkez tarafından yapılırdı. Biz burada uygulardık. Artık yalnızca tasarımı ve modelin iç hatları belirleniyor. Geri kalanının işlerini dünyanın farklı ülkelerindeki çeşitli şirketlere dağıtıyorlar. Otomobilin, uçağın bir parçası Almanya’da, bir parçası Rusya’da, bir parçası Sudan’da, Türkiye’de yapılıyor, sonra birleştiriliyor. Bize 3 boyutlu tasarım geliyor. Biz de aldığımız iş üzerine bir proje geliştiriyoruz ve uyguluyoruz. Örneğin, piyasaya yeni sürülecek olan Megan marka otomobillerin kapılarını biz takıyoruz. Kapı takmak deyip geçmeyin, bunu arabanın modeline göre yapıyorsun: Kapak aralıkları, yolda giderken rüzgârda çıkaracağı ses vb. Bütün bunların üzerinde çalışıyoruz. Türkiye’de bunu yapabilen 2 şirketten biriyiz.
Sektör içerisinde farklı deneyimlere sahip olduğunuz söylenebilir o halde…
Tabii… Uçak parça kalıbı yapan ilk şirketiz. 2005 yılında bir demir-çelik fabrikasına 900 tonluk bir iş yaptık. Bu büyüklükte bir işi ilk kez biz yaptık. Araba ve uçaktan farklı olarak; hızlı trenin motoruyla ilgili bir iş vardı. Farklı yerlere başvurmuşlar ama bir türlü yaptıramamışlar. Biz yaptık. Sektörümüzde birçok ilke imza attık.
Bütün bu ilkler ve başarılar aklımıza ilk olarak risk yönetimini nasıl yaptığınız sorusunu getiriyor.
M.F.K.’nın en büyük özelliği; risklerden kaçmamak. Çok büyük riskler alarak buralara geldik. Farklı ülkelerden işler alıyoruz. Bizden önce bir Türk şirketiyle hiç çalışmamışlardı. Güvenemiyorlar. Yıllardır Avrupa’da çalıştığı, güvendiği firmalar yerine seni tercih etmesini sağlamak, onu ikna edebilmek kolay değil. Yaptığımız parçalara 20 yıl garanti istiyor. Biz de bu garantiyi onlara veriyoruz. Çünkü yaptığımız işe güveniyoruz. Arada bir güven ilişkisi kurulduktan sonra da işlerin devamı zaten geliyor. Dolayısıyla risk yönetiminden çok güven yönetimi yaptığımızı söyleyebilirim.
Avrupa ve Türkiye’yi metal sanayisi açısından karşılaştıracak olursanız…
Artık Avrupa’da metal sanayisi neredeyse hiç yok. Hem yeni yetişen gençler ilgi göstermiyor; televizyoncu, gazeteci, tiyatrocu olmak istiyor, hem de Batı ülkeleri dışında yaptırmak çok daha karlı. Bizim de genç neslimizin bu konulara daha az merak beslediği söylenebilir ama hala bu iş için eğitimli ve hevesli insanlarımız var. Ayrıca sektörel açıdan alınacak daha çok yolumuz var.
Peki, Türkiye’de ve Avrupa’da yatırımcı olmayı karşılaştıracak olursanız, neler söylersiniz?
Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki, cebinde parası olan da olmayan da bir yere gelemeyebiliyor. Çünkü piyasaların durumu hiç belli olmuyor. Türkiye ile Batı ülkeleri arasında özellikle istikrar anlamında ciddi bir fark var. Piyasalar her an değişebiliyor. Bu da yatırımcıların iş yapma stillerine doğrudan yansıyor tabii. Size bir örnek vereyim: 2003 yılında bir iş için bir tezgâha ihtiyacım oldu. Türkiye’de kimsede yok. İnternetten araştırma yaptım, en iyisini buldum, sipariş verdim, aldım. Sonra aynı yıl yurtdışında bir iş toplantısında, masada bir Sudanlı, bir Alman, bir de İsviçreli firma ile ben varız. Tezgâhı nasıl aldığım konusu açıldı, ben de nakit olarak aldığımı söyledim. Oysa biri 6 yıllık, biri 15, biri de 25 yıllık kredilerle, devlet destekleriyle almış. Rahat rahat ödüyorlar. Türkiye’de öyle değil. Türkiye’deki işadamları koşmak zorunda. Hem de her alanda.
Sizce bunun yolu nedir?
Bu işin merkezi her ne olursa olsun Avrupa. Bu nedenle, bizim sanayicimizin Avrupalı şirketlerle iyi geçinmesi, sıkı ilişkiler oluşturması gerekiyor. Uzakdoğu’da bizim yaptığımız işleri çok daha ucuza yapılıyor. Ama coğrafi olarak uzaktalar. Bizi tercih nedenlerinden biri de bu ama yeterli değil. Güven ilişkisini oluşturmak ve sürekli güçlü tutmak gerekiyor.
Yurtdışıyla iş yapmanın avantaj ve dezavantajları nelerdir?
Dezavantaj olarak akla ilk gelen sosyal ve siyasal dalgalanmalar oluyor. Oysa bizim işimiz teknik olduğu için etkilenmiyoruz. Fransa’yla bir kriz yaşandı, ama bizim işlerimize hiç yansımadı. Bizim için avantaj olan onlar için de avantaj. Eskiden İngiltere’de, Almanya’da yaptırdıkları işleri şimdi bize veriyorlar. Onlar güvendikleri, bildikleri şirketlerdi. Ama aynı hizmeti, hem de daha iyisini bizden görünce, bu önyargıları kırılıyor. Yaptığımız işlerden memnun olan şirketler diğerlerine de bizi tavsiye etmeye başlıyor. Örneğin geçenlerde Fransa’dan bir telefon aldık. Bir tanıdığı benim kartımı vermiş. “Sizin şirketiniz Fransa’da çok konuşuluyor” dedi. Gelip tanışmak, birlikte iş yapmak istediğini söyledi. Fransa’da iş yapan şirketler listesine girmişiz.
Kaç ülkeyle iş ilişkiniz var?
Şu anda Fransa, Almanya ve Belçika ile çalışıyoruz. Hollanda’da çalıştığımız şirket kapandı. İspanya teklif aldı ama olmadı. Slovakya ile yeni başlıyoruz.
Şirketinizi rakiplerinden farklı kılan nedir, diye sorulsa?
Kendimizi işimize çok iyi hazırladık. Bugünün son teknolojisini biliyoruz ve takip ediyoruz. Daha en başından güncel teknoloji ile başladık. Bir elimiz sürekli internette. Araştırıyoruz, ilişkiler kuruyoruz, siparişler alıp veriyoruz. Ayrıca bir ayağımız da Avrupa’da. ‘Bursa ya da Türkiye bana yeter’ diye düşünemezdik. O zaman bu yıl yaptığımız işi bir sonraki yıl da tekrar ederdik. Artık bunu kimse kabul etmiyor.
Şirketinizi sektör içerisinde nerede konumlandırıyorsunuz?
Türkiye değil, dünya ölçeğinde değerlendirmeyi tercih ediyorum. Birçok iyi iş yaptık ama şirketimizi büyük görmüyoruz. Kurumsallaşma yolunda almamız gereken ciddi bir yol var. Bu anlamda adımlar atıyoruz. Teknik yeterlilik konusunda Amerika ile yarışırız. Ama insan kaynakları konusundaki eksikliklerimizin de farkındayız ve artık oraya da yatırımlar yapıyoruz.
Örneğin?
Bundan 5 yıl önce bir ihracat departmanımız yoktu. Muhasebeci kızla birlikte yapmaya çalışıyorduk. Şimdi bu konuda uzman birisi var o departmanın başında. İnsan kaynakları sorumlumuz var. Önceden çalışma saatlerine doğrusu tam olarak dikkat etmiyorduk. Şimdi ise işçimiz yarım saat dahi fazla çalışsa hemen mesaisini alıyor. Şirketimizle birlikte aslında bir yandan bizim de değiştiğimizi gösteriyor bu durum.
Bu yeni sürecin şirketinize etkisi nasıl oldu?
Son derece olumlu. Her şeyden önce, çalışanlarımın şirkete daha fazla güven duyduğunu ve sahiplendiğini görüyorum. Eskiden bir eleman işe alıyorduk, bir süre sonra ayrılıyordu, yerine başkası geliyordu… Artık 6–7 yıllık elemanlarımız olmaya başladı. Bir projede yer alabilmek için daha hevesli çalışıyorlar. Ücret politikamızı da performanslara göre oluşturuyoruz. Bir anket yaptık, çalışanlarımızın yüzde 47’sinin otomobili varmış. Umarım yakında ev sahibi de olmaya başlarlar. Üstelik bu yalnızca 2 yıl içerisinde oldu. Eskiden eleman başına düşen eğitim 2 saat kadardı. Bugünse 10 saati geçiyor. Günden güne eğitimlerimizi arttırıyor ve çeşitlendiriyoruz. Eğitmenler geliyor; yenilikçilik, grup çalışması, özlük hakları gibi çeşitli konularda eğitimler veriyor. Yalnızca eğitim de değil tabii. Örneğin geçenlerde çok büyük bir projeyi bitirdik, hep birlikte bir köfte partisi yaptık.
Şirketinizin gelecekteki yönetimini nasıl düşünüyorsunuz?
Bütün işin bana bağlı olmasını istemiyorum. Şirketimizin ismini koyarken dahi bunu hesapladık. “Makine, Freze, Kalıp”ın ilk harflerini kullandık. Sorumluluk sahibi, iyi çalışan, kariyer yapmak isteyen elemanlarım var. Herkes işini iyi yapıyor. Ben yurtdışındayken burada işler tıkır tıkır yürüyor. İşlerimizin tamamen profesyoneller tarafından yapılmasını istiyorum. Büyük oğlum da şu anda benimle birlikte çalışıyor. Ama onun da yarın genel müdür olma garantisi yok.
İnsan kaynakları sorununuzu nasıl çözdünüz?
İlk başlarda özellikle teknik eleman konusunda sorun yaşıyorduk. Bizim yerimiz şehir merkezinden oldukça uzakta. İş başvuruları alıyoruz ama elemanların gelip gitmesinde ciddi sorunlar oluyor. Devam etmiyor, gidiyor. Bu böyle olmaz. Köklü bir çözüm üretmek gerekiyor. Ben de yakınımızdaki meslek lisesine gittim, bir bölüm açmak istediğimi söyledim. Hemen birlikte il milli eğitim müdürlüğüne gittik. Çok olumlu karşılandık ve işlemler hemen başladı. Okulların açılmasına 3 ay vardı. Çok hızlı çalıştık ve yetiştirdik. İlk yıl bölüme 42 öğrenci girdi. Şimdi ise 686 öğrencisi var. İşimizin alt yapısına yatırım yapmış olduk. Elbette bütün mezunları bizim istihdam etmemiz mümkün değil. Ama zaten çevredeki diğer atölyeler de bu öğrencileri ekibine alıyor. Açtığımız bölüme başvurular her geçen yıl artıyor. Yeni açılan okullarda da bizim bölümümüzden açılıyor artık.
Partnerleriniz ve rakipleriniz için de yatırım yapmış oldunuz…
Bu çevrede kısır bir döngü oluşmuştu. Okul yoktu, mevcut okula da talep azdı. Mezun olanlar iş bulamıyordu… Bu zinciri kırdık. Artık gençler para kazanmaya başladı. Okurken, staj zamanlarında ya da hafta sonları çalışıyorlar. Artık öğrenciyken hem iş hayatını öğreniyor hem de para kazanmaya başlıyorlar.
Kaynak: KobiFinans Dergisi 20. Sayı
Bu yazı 3032 kez okundu.
Bu yazı hakkında yorum yapılmamış.
Yazı hakkında yorum yap
Arkadaşıma gönder
Sayfayı yazdır
Arşivime gönder
Paylaş
Google
Twitter
FriendFeed
Facebook
“Türk Girişimcisi, İş Fırsatlarını Daha İyi Görürse Önü Açık”
"İyi ki Kendi İşimi Yapmışım"
"Türkiye’ye Doğru Zamanda Geldim"
"Her Şirkete Bir Tasarım Yöneticisi Şart"
"Halkımız Teknolojiye ABD ve Avrupa’dan Daha Açık"
"Yapacağın İşi Sev, Sevdiğin İşi Büyüt"
Emeklilik İkramiyesiyle İş Kurdu
"Gelişmekte Olan Ekonomilerde Etkin Girişimcileri Destekliyoruz"
Ayakkabı Dükkânında Çalışmak Gerçek Bir Eğitimdi
İki Mesleği, İki Sitesi Ve Şimdi de Ödülü Var
59 Yılın Sırrı: Güven, Kurumsallaşma, İnsana Yatırım
Danışmanlık, AR-GE ve Eğitimle Başardılar
‘KOBİ’ler Organize Olarak Başarılı Olabilir’
Üyelik Girişi
Kullanıcı Adı :
Şifre :
Şifremi unuttum
Beni Hatırla
Aylık KobiFinans E-bülten'e üye olmak için lütfen bilgilerinizi doldurun.
Sektör seçiniz...
Ambalaj
Araştırma / Geliştirme
Bankacılık
Basın Yayın
Beyaz-Kahverengi Eşya
Bilgisayar - Yazılım
Büro Malzemeleri
Cam Ürünler
Dayanıklı Tüketim
Demir Çelik
Demir Dışı Sanayi
Deri / Ayakkabı
Dış Ticaret
Eczacılık / İlaç
Eğitim / Danışmanlık
Elektrik
Elektromekanik
Elektronik
Endüstri ürünleri
Enerji
Finans
Gıda-İçki-Tütün
Haberleşme
Halkla İlişkiler
Hediyelik Eşya
Hırdavat / Nalburiye
Holding
İnşaat Malzemeleri
İnşaat - Elektrik Taahhüt
İnternet Servisleri
Kağıt
Kimyevi Maddeler
Kültür - Eğlence - Spor - Dernek
Maden
Makina ve Metal Eþya
Metal İşleme / Kuyumculuk
Orman Ürünleri/Mobilya
Otomotiv
Perakende Ticaret
Petrol ve Petrol Ürünleri
Plastik / Lastik / Kauçuk
Reklam / Promosyon
Sağlık
Sigorta
Tarım - Hayvancılık
Taşımacılık / Dağıtım
Teknoloji / Medya / İletişim
Tekstil - Dokuma - Konfeksiyon
Telekomünikasyon
Toptan Ticaret
Turizm
Yazılım
Diğer
Girişimcilik Danışmanı
Gülsüm ÇIRACI
Girişimcilik ile ilgili sorularınızı yanıtlıyor.
“Türk Girişimcisi, İş Fırsatlarını Daha İyi Görürse Önü Açık”
Didem ALTOP
"İyi ki Kendi İşimi Yapmışım"
Semih ŞEFTALİ
Kurumsallaşma Girişimciliği Öldürmemeli
Prof. Dr. Erhan ERKUT
Girişimcilik Potansiyelini Organize Etmek
İzel Levi COŞKUN
Balkanları Isıtıyor
Her şey Süloğlu ilçesindeki ...
Sıfırdan Başladı, Şimdi 30 milyon Dolar Ciro Yapıyor
Temizlik ve güvenlik hizmetleri veren MİS Group ...
Türkiye’nin En Büyük Şirketleri
Fortune’nin Türkiye 500 çalışmasına göre, 500 ...
01 Temmuz 2008
Sıçrayarak Büyüyenlerin Sırrı Nedir?
“Türkiye’nin en büyük 500 ...
11 Ocak 2008
KOBİ’ler İçin Başarı Fırsatı
Prof. İbrahim KAVRAKOĞLU
Bizi Tanıyın
Çözüm Ortakları
Güvenlik ve Gizlilik
Sıkça Sorulan Sorular
Reklam
Ödüllerimiz
Ana Sayfam Yap
Bize Ulaşın
Site Haritası
KobiFinans, bir
Finansbank Kobi Bankacılığı
hizmeti olup her hakkı
Finansbank A.Ş.
'ye aittir. © 2010