"Lütfen geç kalma, belki sorun çıkar" dediler, ben de onun titiz olduğunu düşünerek zamanından önce buluşacağımız yerde oldum. Zira günler öncesinden kıpırdamaya başlamıştı bu röportaj için, içim... Yıllardır dünyanın en önemli şirketlerinde, dev isimlerle çalışmış olması değildi beni ona çeken aslında... Kimileri için "çelişkiler kralı" olan, benimse daha çok "mistik, tezatlarla dolu bir ülke" tanımına sığındığım Hindistan’da bir ayakkabıcı dükkânından çıkıp Harvard’a nasıl ulaştığıydı merak ettiğim...
Fotoğraflarından tanıdığım adam, odanın en uzak köşesinde, ışığa sığınmış, iki büklüm yazı yazıyordu. Galiba biraz çekinerek ve sessizce yanına yaklaştım. Gözüm, hemen yanı başında duran, yaşlı, yol almaya hazır bekleyen valize takıldı. Gerçekten kurulu bir düzeni, evi yok muydu? Konferanslar arası mekik dokuyarak mı yaşıyordu?
Her sorumu özenle -ve bence, ’pratik ve gerçek dünyaya dair öğütler verir’ sıfatına uygun olarak- yanıtladı. Arada "İstediğiniz gibi oluyor mu, beklediğiniz cevapları alabiliyor musunuz?" diye sorarken atıştırdığı simidi sevdiğini hissettim. Bense, gömleğinin cebine sıraladığı kalemler ile kravatının ne kadar uyumlu olduğunu düşündüm o lahza, bir dem...
Sonra, yanından ayrıldıktan çok sonra fark ettiğim, kitabını imzalarken benim için yazdığı şu cümleye takıldı aklım: "İyi bir lidersin." Emindim, işte bu kez yanılmıştı...
Eviniz, kurulu bir düzeniniz yok mu gerçekten? Hayatınız şirketler arasında mekik dokuyarak mı geçiyor? Doğru... Çoğu insan “evim, ailem, çocuklarım olsun” ister. Herkes farklı...
Siz neden böyle bir hayatı tercih ettiniz? Ben seçmedim aslında, hayatım böyle... Hayattan çok zevk alıyorum. Şu anda yapmak istediğim şeyi yaşıyorum, hayalimi yaşıyorum.
Anladım, bir gün bu koşuşturmaya “dur” demeyi de düşünmüyorsunuz siz, emekli olmayı... Yaptığım şeyi çok seviyorum. Dolayısıyla neden durayım?
Hindistan’da küçük yaşlarda ailenize ait bir ayakkabı dükkânında çalışmaya başlamışsınız... Bugün o günleri hafızanızdan geçirdiğinizde neler düşünüyorsunuz? Harika, gerçek bir eğitim, gerçek bir okuldu benim için.
O günlerin bugün bulunduğunuz konuma etkisi oldu mu? Tespitiniz çok doğru, aynen öyle. O zaman edindiklerimi hâlâ ama bugün daha büyük bir ölçüde kullanıyorum.
Sizi Hindistan’daki ayakkabıcıdan çıkarıp Harvard’a nasıl bir yol götürdü? Sadece odaklandım ve bu şekilde başardım.
Hedefinize mi odaklandınız, doğru mu anladım? Hayır, yaptığım şeye odaklandım. Hiç büyük bir planım yoktu kafamda, yani ’buradan çıkayım, işleri büyüteyim, şöyle olayım’ diye. Ama yaptığım şeylere odaklandım. Odak bence en önemli şey.
Hayatınızın bir dönüm noktası var mı? Yok, dönüş noktası diyebileceğim tek bir olay yok aslında. Ama şöyle diyebilirim: Odaklanıp yolunuza devam ediyorsunuz ve bir şekilde yolunuzu bularak ilerliyorsunuz.
Hindistan’ın gelişimiyle ilgili neler düşünüyorsunuz? Hindistan bugün özellikle mühendislik alanında dünyaya işgücü sunan bir ülke konumunda. Sizce nereye gidiyor? Hindistan gerçekten büyüme fırtınası içerisinde. Son derece büyük bir entelektüel sermaye, zihin sermayesi var ve gerçekten ülkeye doğrudan yabancı yatırım çok fazla miktarda gidiyor. Hindistan’ın sorunu, alt yapı; elektrik, su, yol... Çin ve Hindistan ilerleme kaydediyor -bazen biri önde, bazen diğeri- başa baş gidiyorlar.
Neden kitap yazmak istediniz? 58 yaşına kadar kitap yazmak gibi bir düşüncem yoktu, yazmadım zaten. Daha sonra insanlar hep bana şunu sordular: Ne zaman kitap yazacaksın, kitabın ne zaman çıkıyor? Yazdığım ilk gerçek kitap, yönetim kurumlarıyla ilgili bir kitaptı ve başarı gösterdi. İyi tepkileri görünce daha fazla yazmak için kendimi yüreklendirdim.
Kitaplarınız en çok satanlar listesine giriyor? Bu durumu neye bağlıyorsunuz? Bir de bu bağlamda şunu sormak isterim: CEO’ların neden size ihtiyacı var? Hayatta benim tek bir amacım var; yazdığım şeyin insanlara yardımcı olmasını istiyorum. CEO’lar için de aynı şey geçerli; onların daha iyi olmalarına yardımcı olabiliyorsam onlarla çalışıyorum, eğer olamayacaksam hiçbir manası yok.
Yeni bir kitap yazıyor musunuz? Evet... 2008’in Ocak ayında inovasyonla ilgili bir kitabım daha yayımlanacak. Yine çok büyük bir şirketin CEO’suyla birlikte yazacağımız bir kitap olacak bu. İnovasyonu çok basit, pratik ve gündelik bir eylem haline nasıl getirebiliriz, bunu irdelemek istiyorum. Herkes yapabilir; ben de, siz de...
“Bir işi başarılı bir şekilde yönetme konusunda, bir sokak satıcısıyla, büyük bir şirketin CEO’su çok benzer şekilde düşünür demişsiniz?” Bu düşüncenizi biraz açar mısınız? Dünyada ‘küçük iş’ dediğimiz işleri iştirak edenlerin sayısı çok fazla ve bence gerçekten onların beyinlerinde bir iş çekirdeği var. Günün, yılın sonunda eğer nakit para kazanmazlarsa hayatta kalamıyorlar. Dolayısıyla ‘neyi alacaklar, ne kadar alacaklar, nasıl alacaklar, ne kadar fiyata alacaklar, kime satacaklar, hangi marjlar söz konusu olacak?’ gibi konulara çok önem veriyorlar. “Eğer mallarını satamazlarsa ne yaparlar?” Nakit para kazanmak için fiyatları aşağı çekerler değil mi? İşin tabiatında da aslında -her yerde, her zaman- bu var. Her büyük iş, kuruluş için de aslında aynı şey söz konusu. Şimdi, Fiat’ı, Volkswagen’ı ele alalım. Bu gibi şirketlerin başındaki kimseler de aslında aynı maddeleri düşünüyor: “Marj nedir, pazar payı nedir, nakit akışı nasıl olacak?” Benzerlik de işte burada.
İyi bir lideri, CEO’yu birkaç kelimeyle nasıl tanımlarsınız? Çok harika bir soru gerçekten... “İyi CEO” diye bir şey yoktur aslında. Neden biliyor musunuz; iyi bir CEO’nun her şirkete gidip, her şirkette başarı göstermesi gerekir ama böyle bir şey yok... İşte ilk adım bu. Aslında bunu anlamamız gerekiyor. Dolayısıyla soru şöyle oluyor:
Oraya iyi uyacak kişi, nasıl biri olmalı? En önemli nokta, ufka bakmak ve değişimi önceden görebilmek. İkinci özellik, bir yol çizebilmek. Üçüncüsü ise iyi, doğru insanları seçebilmek. Dördüncüsü de sonuçları yönetebilmek. Yeterli değil bunlar ama, olması gereken 4 temel özellik.
Peki, herkesin içinde bir lider var mı gerçekten? Her insan bir şarkı mırıldanır ama herkes müzisyen değildir. Herkes spordan hoşlanır ama herkes sporcu olamaz. Dolayısıyla liderlik de buna benzer, yani her insanda olduğunu söyleyemeyiz; bazılarında az, bazılarında çok var. Her insanın liderlik vasfı değerlendirilebilir: Ne kadar liderlik var içinde, ne kadar yok? İyi mi, kötü mü?
Bugüne kadar çalıştığınız hangi CEO’nun sizin üzerinizde etkisi oldu? Birden fazla CEO’dan çok şey öğrendim. Larry Bossidy, Jack Welch, Ivan Seidenberg, Michael Wisbrun ve KlM’nin CEO’larından Leo Van Wijk hakikatten muazzam, yaptıkları işte çok iyi başarı gösteren insanlardı. Onlardan çok şey öğrendim.
Bir CEO’nun yapabileceği en büyük hata nedir sizce? İyi performans göstermeyen işlerle ya da süreçlerle ilgilenmemek, onları göz ardı etmek ve kötü haberlere kulak tıkamak. İşte yapabilecekleri en büyük hatalar.
En başarılı CEO’lara İK öğreten liderlik uzmanı olarak tanıtılıyorsunuz. İlk derste ne anlatmaya çabalıyorsunuz? İyi, doğru insanları seçin.
Türk ekonomisi krizlerle harmanlı bir ekonomi, zemini kaygan. CEO’lara önerileriniz neler? En önemli nokta şu: İniş çıkışlarla baş edebilecek bir para yöntemi bulmak zorundalar ve kuruluşlarını bu değişkenlikle başa çıkabilecek güçlerle donatmalılar. Ayrıca her zaman için belli bir para akışı sağlamalılar.
Şirketler değişime ayak uydurmak zorunda kalacak, diyorsunuz. Şirketler bu değişim sürecine nasıl ayak uyduracak? İnsanların önce bir tavra sahip olması gerekiyor. İnsanlar değişimi aramalı, bunu pratiğe dökmeli ve değişimin içeriğini bulmalı. Değişimin içeriğine bakıldığında da, işte burada fırsatlar karşılarına çıkacak. Ve daha sonra sahip oldukları tavrı kullanarak işe yarayan ve yaramayan şeyleri ayıracaklar. Buradaki en büyük hata şu: İnsanlar tavırlarını değiştiremiyor; yapılan en büyük yanlış bu aslında. Tavır değişikliği lazım.
Şirketlerin büyümesinde inovasyonun önemli rol oynadığını düşünüyor, son dönemde de inovasyonla büyüme üzerine kitaplar yazıyorsunuz… İnovasyon şirket için hayati bir öneme mi sahip sizce? İnovasyon, pek çok insan için, bir dehânın yepyeni bir ürün tasarlaması, üretmesidir. Büyük şirketler için yeni bir tanımını yapmak mecburiyetindeyiz. Bu tanım da şöyle bir şey olsa gerek: Herkesten, her yerden fikirler edinin ve bu fikirleri, tüketicinin alacağı bir şekle dönüştürün, daha sonra bunu satışa sunun. P&G’ın inovasyon tanımı böyle ve bence harika bir tanım. Bunu yaptığınızda inovasyon sadece dâhilerin yaptığı bir şey olmaktan çıkıyor.
İnternet çağında olduğumuz için dünyanın her yerindeki dehâlardan fikir alabilir ve bunları büyütebiliriz. P&G böyle bir şirket; fikirlerin yüzde 50’si dışarıdan geliyor. Eğer değişimin devamlı olacağına inanıyorsanız mutlaka inovasyona ihtiyacınız var. İnovasyon olmadan hayatta kalmanız mümkün olmayacaktır.
İnovasyona çalışanların da katılması gerektiğini düşünüyorsunuz... Evet, herkesin hem de devamlı olarak katılması gerek. Tıpkı tedarik zinciri gibi, inovasyonda her zaman risklerinizi elinize alırsınız ve bunu bir şekilde başarıya dönüştürürsünüz.
İnovasyonla ilgili belli başlı yapılan yanlışlar neler? Hatalar, bunu düzenli süren bir süreç haline getirmemekten kaynaklanıyor. Anlatabiliyor muyum, düzenli süren bir süreç haline getirmek lazım. Pek çok şirketin inovasyonunun büyük bir kısmını teknoloji oluşturuyor. Bunun bir kötü yanı yok, ama burada ki hata şu; bu teknolojiyi kullanırken aslında gerçekten tüketiciye odaklanmıyorlar. İnovasyonu yaparken, tüketiciyi gözlemlemiyorlar. Bir diğer hata; teknolojiden anlayan insanlar ile müşteriden anlayan insanları bir araya getirmiyorlar. Kaynak: Milliyet İnsan Kaynakları Gazetesi/Betül Yüzüncüyıl Tavlı
|